Tüm oyunculara sorduğumuz klasik sorumuzla başlayalım, Çiğdem Altuğ kimdir?

73 yılında İzmit'te doğmuş biridir. İlkokulu, ortaokulu, liseyi orada okumuş; ondan sonra Hacettepe Mütercim Tercümanığı kazanmıştır. Ama hep gönlünde tiyatro olduğu için mütercim tercümanlık bölümünü bitirdikten sonra Bilkent Üniversitesi'ne girmiştir.
İyi bir sinema izleyicisiyim, evde güzel bir arşivimiz var. Eşim müzikle çok ilgili olduğu için, müzik arşivimiz de çok iyidir. o elektro gitarı alır, ben davulu alırım ve kendi kendimize müzik yaparız.
Şimdilerde baştan beri ilgi gösterdiğim çocuk tiyatrosuyla ilgili çalışmalar yapıyorum.. İlgilenilmesi gerektiğini ve bir oyuncu olarak da bu konuda bir şeyler yapmak gerektiğini düşünüyorum. Son zamanlarda bununla ilgili bol bol kitap okuyorum. Kukla öğrenmek istiyorum ve bununla ilgili araştırmalar yapıyorum.

Tercümanlıktan sonra tiyatro okudunuz. Neden böyle bir tercih değişikliği oldu?

Değişiklik olmadı aslında. Ben çocukluğumdan beri tiyatrocu olmak istiyordum. Bu bir klişe gibidir aslında ama ben gerçekten çocukluktan beri istiyordum tiyatrocu olmayı. Aslında çocukken herkes oyuncudur. Çocukluktan başlarsın oynamaya. Kimilerinde bu güdü daha kuvvetli ki oynamaya devam ediyor. Ben oynamaya devam etmek istedim. Ve çok eğleniyordum oynarken. Ve eğer bir "iş" yapılacaksa bu olmalı diye düşünüyordum. Bu kadar bilinçli de düşünmüyordum bütün bunları ama, o zamanki şartlar, ailevi şartlar özellikle benim iki üniversite okumama yol açtı. Babam hep der ki:"Çiğdem ilk üniversiteyi bizim için, ikincisini kendi için okudu." Hakikaten öyledir. Ailem çok sıcak bakmadığı için böyle bir durum oldu. Ülkede sanatın ve tiyatronun durumu malum. Çok da yanlış bulmuyorum, maalesef öyle. Sadece para kazanmak da değil, sanatsal tatmini de bulamayacağımı çevrem söylüyordu bana. Zaman zaman buluyorum, zaman zaman bulamıyorum hala. O yüzden ilk üniversiteyi, çevremin bu ülkede sanat yapamazsın diyerek bir takım düşünceleri bana empoze ettiği için okudum. Okurken de herkes tercüme bürolarına giderken ben okulun drama kulüplerine gidiyordum. Mezun olduktan sonra knservatuar sınavına girdim, kazandım. Bir yandan çalıştım, bir yandan okudum. Hayatımı kendi istediğim şekilde devam ettirmek istedim. Baştan beri tiyatro istiyordum, bunun yolu da çalışarak okumaktı benim için.

Okul bittikten sonra Eskişehir'e gelene kadar ne yaptınız?
Ekin Tiyatrosu'nda bir sezon çalıştım. Orda bir çocuk oyunu ve bir büyük oyununda oynadım. Aslında o bir turne tiyatrosu idi. Benim çalıştığım sezon daha yeni yerleşik düzene geçmeye başlamıştı. Tutunmaya çalışıyordu. Ama ne kadar zor olduğunu ben bizzat yaşayarak öğrendim. Yani burada mesela o farkı herkes bilmez. Ben şunu biliyordum: Seyirciyi gişeye ikide bir sormak, seyirci var mı diye merak etmek gerçekten kolay değildi. O gün oyunu oynayıp oynayamayacağın, yövmiye alıp alamayacağın ona bağlı. Seyirci gelmeyebiliyor. Seyirci gelmezse oyun yok, oyun yoksa para yok. Yani özel tiyatronun ne kadar zor olduğunu orada gördüm ben. Tabi gişe kaygısı olduğu için, bir kısır döngüye giriyor oluyor. Hem gişe kaygın var, oyundan mutlu olamıyorsun, bu da seyirciye yansıyor gibi bi kısır döngü vardı. Bir yandan da TRT'de kukla oynattım, bazı programlarda sunuculuk yaptım.

Peki Eskişehir'e gelmek fikri nasıl ortaya çıktı. Kafanızda olan bir yer miydi?
Hayır hiç öyle bir şey yoktu kafamda. Ben hala durup nerden nasıl geldim Eskişehir'e diyorum. 6 yıl oldu geleli. Pişman mıyım, hiç değilim. İlk üç sene çok zorlandım işim yoktu çünkü. Sonra buranın sınavı açılğında girip kazanınca bir yere ait olmak, işimi yapıyor olmak beni mutlu etti tabii ki. O zaman bu şehri sevebildim. Eskişehir gelmem tamamen duygusal nedenlerle; aşk yüzünden. Onun için geldim buraya ben.

Tiyatroya bakışınızda Eskişehir'e geldikten sonra bir değişiklik oldu mu?
Bir kurum tiyatrosunda oyuncu olmak hiç aklımda olmayan bir şeydi. Ben hiç devlet tiyyatrosu sınavlarına girmedim mesela. Devlet tiyatrosu oyuncusu olmak gibi bir idealim yoktu. Yermiyorum da, övmüyorum da ama benim tercihim değildi. Ama burada yine beklenmedik bir şeydi. Eskişehir'de tiyatro yapmanın da dar sınırları vardı. Nerede, nasıl yapacaksın? Bir de burası çok gençti, çok idealist başlamıştı. Başındaki adam çok idealist bir adam. Bu bana daha cazip geldi ve çok da seçme şansım yoktu benim burda. Ama girdikten sonra mutlu da oluyorum, mutsuz da oluyorum bazen. Yani her oyuncu gibi zaman zaman mutlu oluyorum, zaman zaman başka roller istiyorum. Ama genel olarak mutluyum burada.

Şimdiye kadar şehir tiyatrolarında oynadığınız oyunlarda ya komedi ya da komediye çok yakın tarzlarda oyunlar oynadığınızı görüyoruz. Başka ne tarz oyunlar oynamak isterdiniz?
İşte benim söylemek istediğim de buydu. Hep komedi, hep aptal sarışın oynamak gib şeyle oyuncuyu kısıtlayan şeyler ve bir süre sonra oyuncuyu mutsuz ediyor. Ama daha çok yeni tabi. Bu söylediklerin olsa olsa üç oyun falandır. Yani şımarıklığın da lüzumu yok. Çok sıkıldım gibi bir şey de söz konusu değil. Ama gönül ister ki daha başka yönetmenlerle çalışayım. Mesela ben Haldun Hocayla da çok çalıştım, gerçi iki oyun çalıştım onunla ama üç oyunun ikisini aynı yönetmenle çalışınca çok olmuş oluyorum tabi. Haldun Dormen'i çok takdr ederim, çok saygı duyarım. Ama istiyorum ki başka oyundan ziyade, rolden ziyade başka gözler, başka yönetmenler, beni zorlayacak, sınırlarımı bana da gösterecek oyunlar ve yönetmenlerle çalışmak istiyorum.

Günümüzde tiyatroya baktığımızda erkek egemen bir anlayış vardır diyebilir miyiz?
Varsa da bu erkeklerin suçu değildir. Ben kadın hakları konusunda da öyle düşünüyorum. Eğer öyleyse, biraz daha bizim de asılmamız gerekir.

Biraz da oynanan oyunların eski olmasıyla mı alakalı?
Evet. Edebiyata da tiyatro yazınına da baktığımızda büyük roller, derin roller erkek rolleridir. Kadın rolleri de var yok değil. Biraz yazarlardan kaynaklanıyor galiba. Herkes Tennessee Williams gibi kadınları çok iyi anlayıp da, kadın profilini şahane çizmediği için olmuş belki de bu durum. Ama erkek egemenlik olayı dediğim gibi biraz yazından kaynaklı bir şey. Yine araştırmak bulmak lazım. Yine de güzel kadın oyunları da var. Ama bu durum kurumların sanat politikalarıyla da ilgili. Her yerde de öyle olduğunu düşünmüyorum açıkçası. İstanbul'da çok deneysel güzel işler yapıyorlar. Erkek egemen bulmuyorum o yüzden. Tam tersi hiç fark gözetilmeden yapılan işler var.

Haldun Dormen'le iki farklı projede çalışmak size neler kattı?
Karmakarışık benim buradaki ilk rolümdü. Bir yere yeni gelmişsin, ilk rolün tedirginliği vardı. Özellikle Haldun Hocayla çalışmak bir kere çok rahatlatıcıydı. Çok kibar biridir. Egolarını sizin üstünüzde denemez hiç bir zaman. Öyle biri değildir. Çünkü görmüş geçirmiş, kendini bu işe vermiş ve ne olduğunu bilen bir adam. Dolayısıyla o ilk acemiliğimi Hadun Hocayla atmış olmak benim için şanstı. Üstelik güzel bir roldü. Umarım değerlendirebilmişimdir, takdir tabi ki seyircinindir. Ben elimden geldiğince değerlendirmeye çalıştım ki devamı gelsin. Haldun Hoca farsı çok iyi bildiği için onu öğrenmiş olmak şanstı. Her zaman her yerde fars oynayamayabilirsin. Denk gelmeyebilir. Bana fazla geldi gerçi ama (gülüyor), o anlamda iyiydi. Haldun Hoca komediyi ve farsı çok iyi biliyor. Bana da öğretmiş olduğu için minnettarım kendisine.

Tiyatro mesaj vermeli midir?

Neden sanat, neden olmasın! diye cevap veriyorum. Mesaj vermemelidir bence. Öyle bir kaygısı olmamalıdır. Nasıl ki bir yazar kitabını yazarken "Hmm, ben bir mesaj vermeliyim." demiyorsa, bir oyun da öyle olmamalıdır. Yani siz toplumun ihtiyacına göre bir oyun çıkarırsınız. Seyirci alacağını oradan alır. Kendi almalıdır yani. Zorla verirsen acı ilaç olur. Mesela biz forum tiyatrosu çalıştık. "Kozları Paylaşmak" adı. O oyunda toplumsal bir kaygı vardı evet; okulda şiddet. Çok somut, çok net. Bunun için yapılmış bir oyun ve o toplumla yani okulda şiddete maruz kalan kesim; öğretmen, öğrenci, ebeveyn gibi. Kimi bağlıyorsa o sorun onlarla yapılmış bir oyun. İnteraktif bir oyun, seyirci oyuna dahil oluyor. Bu çok özel bir şey, bunun mesajı çok dolu dolu veriliyor hakikaten. Ama orda bile kimse kimseye doğru budur yanlış budur diye özellikle demiyoruz. Öğrenci genç kimse seyirci o duruma bakarak benim alternatifim bu diyor. Ben olsam böyle yapardım diyor. Bunu genele de yayabiliriz. Hiç bir oyun sopayla mesaj veremez. Sen iyi bir iş yaparsan o, yerini bulur.

Gelecekle ilgili projeler var mı?
Var tabi ki. Önceden dediğim gibi çocuk tiyatrosuyla uğraşmak istiyorum. Özellikle kukla yapmak istiyorum. Yetişkinler için de kukla yapmak istiyorum. Hala bilgileri ve duyguları topluyorum. İnşallah bir gün bir yere kanalize edeceğim. O da dediğim gibi büyük ihtimalle çocuklarla ilgili bir şey olacak.

Hazırlayanlar: Selin Oktan - Sıla Ceyhan
Fotoğraflar: Sıla Ceyhan